Gönderen: tashunko | Şubat 27, 2009

Tahir Karapınar röportajı

24 Şubat 2009 YSKA dan alıntıdır ;

Camiaların Büyüklüğü Bulundukları Liglerle Ölçülmez

O Altay’ın yaşayan efsanesi. 12 yıl aralıksız kulübün formasını giydikten sonra da kulübünden kopamayan, çeşitli görevlerde yine Altay’a hizmet etmeyi sürdüren büyük bir Altaylı. Şimdi teknik direktör. İşte Tahir hocamızla, Büyük Kaptanla yaptığımız röportaj.

Göreve geldiğinizden beri Altay’ın çok iyi bir çıkış yakaladığını görüyoruz. Özellikle bazı futbolcuların, Yasin gibi, Can Erdem gibi, Alp gibi performansını katladığını görüyoruz. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Teknik direktör olarak göreve gelmeden öncede sürekli kulübün içindeydim. Bütün futbolcularımı tanıyorum. Ben sadece onlara çok iyi birer futbolcu olduklarını söyledim. Geri kalan her şey tamamen onların yürekleriyle alakalı. Kadro seçiminde adil olacağımı bildikleri için, buna güvendikleri içinde her birinin canla başla savaştığını görmek beni daha da mutlu ediyor.

Altay gibi bir kulübün bu ligdeki hedefi tartışmasız süper lig. Peki süper ligden sonraki hedefleriniz, sizinle birlikte Altay’ın hedefleri neler?

İlk olarak camiaların büyüklüğü asla bulundukları liglerle ölçülmez. Altay hangi ligde olursa olsun büyük bir camiadır, Büyük Altay’dır. Bu yıl hedefimiz Altay’ın defalarca kapısından döndüğü süper lig hasretini bitirmek. Sonrasında da çıtayı hep daha fazla yükseltmek için mücadele edeceğiz.

2002 yılında kulübün sahipsiz kalması ve sizin ortaya çıkışınız… Yıllarca formasını terletmek, sonrasında da kulüple asla ilişiğini kesmeden çeşitli görevlerde yine Altay’a hizmet etmek… İnsanın böylesine kendi kulübünde teknik direktör olması nasıl bir duygu?

Öncelikle şunu düzelteyim, benim 2002 yılında fedakarlık yaptığım söyleniyor ancak şu unutulmamalı ki fedakarlık varsa bunu takım olarak yaptık. Hepimiz Altay için mücadele ettik. Üstelik camiadan bize sahip çıkanlar yine olmuştu. Mesela kamp için kalacağımız yeri Ahmet Taşpınar ayarlamıştı. Koşullar zorluydu belki ama bütün takım arkadaşlarımla inanarak mücadele etmiştik. Şimdi Altay’ın başında olmak ise apayrı bir duygu. Profesyonellikten çok başka bir şey. Sorumluluğu çok büyük, ama mutluluğu da öyle.

Peki ilk olarak Altay maceranız nasıl başladı?

Aslında Altay’a gelmem epey zor oldu. Lisansım Tire’deydi, Göztepe’de kiralık olarak oynuyordum. Altay’da o zamanlar Tuğrul Koparan başkandı. Mahmut Özgener beni takımda görmeyi çok istediğini söylemişti. Bende Altay’a gelmek istiyordum. İmza aşamasına gelmişken Göztepe’li yöneticiler sözümde durmadığımı, önce Göztepe ile görüşmem gerektiğini söylediler. Bu durumun sözünde durmamak olarak algılanması yüzünden o dönem futbolu bile bırakmayı düşünmüştüm. Sonrasında Mahmut ağabey (Özgener) beni ikna etti, Altay’la sözleşme imzaladım. O gün bugündür Altay’ın içindeyim.

Bir başka takıma transferiniz gündeme gelmedi mi hiç?

Uzun yıllar bu takımda oynadım, çok farklı duygular tattım. Transfer teklifleri de oldu elbet, ama Mahmut ağabey bana sen bu kulüpte sembol olacaksın dedi. Nitekim Altay’da 12 yıl oynadıktan sonra kaptan olarak futbolu bırakmanın gururunu yaşadım.


Altay’ın en büyük özelliği yetiştiriciliği. Siz altyapımız hakkında ne düşünüyorsunuz? Sarnıç projesi hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

Kadromuzda birçok altyapımızdan yetişmiş futbolcu var. İsa, Mehmet Sak, Musa gibi çok genç oyuncularımızda var bunların içinde. Bu gibi oyuncuların çıkması için sahaya ihtiyaç var, tesise ihtiyaç var. Sarnıç projesi bu anlamda çok çok büyük bir proje. Ancak gerçekleşmesi için zamana ihtiyaç var. Tamamlandığında Altay için müthiş bir adım olmuş olacak.

Futbolculuk döneminizden unutamadığınız maçlar vardır mutlaka, bize onlardan bahseder misiniz?

O kadar çok maça çıktım ki, hemen hepsine aynı heyecanla çıkıyordum. Ama bazen öyle maçlar oluyordu ki tesislerden stada giderken o Yeşildere yolu bitmek bilmiyordu sanki. İlk geldiğim zamanlarda bir Kayserispor maçı vardı, çok hastaydım. 2-3 gün idmana bile çıkamadım. Hocamız beni kadroya aldığını söyledi. 2. yarı oyuna dahil oldum, ama ayakta duracak halim yoktu, tribünlerden oyuna yeni girdiğim için fizik olarak beklenti yüksekti. Zaten ilk dönemlerimde çok koşmadığım söyleniyordu, sürekli o yönde eleştiriliyordum. Bir pozisyon oldu, alda at tarzı bir asist yaptım. Maçın sonlarına doğru da rakip ceza sahası köşesinden ayağımın dışıyla bir şut attım, ters doksandan gol oldu. Birde 95 yılında bir Fenerbahçe maçımız vardı, Raşit hoca teknik direktördü. Kazanmamız gereken bir maçtı, 2-1 almıştık, 1 gol atmıştım, o maçı da hiç unutamam.

Şu an keşke genç olsa da takımda oynatsam dediğiniz isimler kimler acaba?

Orhan, Ramazan, Ahmet hoca, kendim bile varım (gülüyoruz)


Futbolu Tahir kaptan olarak bitirdiniz, herkesin aklında bu şekilde sembolleştiniz. Bir takım kaptanından neler bekler, kaptan nedir sizce? Merter’i bu konuda nasıl görüyorsunuz?

Hem yöneticiydik, hem ağabeydik, hem kaptandık. Sorumluluğumuz çok büyüktü. Gururu da öyleydi tabi. Merter henüz çok genç bir kaptan. Daha 2004 yılında tanıştırıyordum onu, işte Altay’ın gelecekteki kaptanı diye. Daha da olgunlaşacak, üstüne çok şey katacaktır.

Altay’ın diğer kulüplerden çok ayrı bir yapıda olduğu tartışılmaz. Altay ayrı bir hava, Altaylılık ayrı bir kültür. Sizin bu konudaki görüşleriniz nelerdir?

Tekrar söylüyorum, camiaların büyüklüğü kesinlikle oynadığı liglerle ölçülmez. Her maçtan sonra Necati’si, Çağdaş’ı, Sinan’ı, Ramazan’ı arıyorsa burayı, buradaki sıcaklığı unutamadığı içindir. Hala birçok eski futbolcumuz İzmir’e geldiğinde mutlaka kulübü ziyaret eder, altyapımıza maddi manevi destek olur. Mesela Necdet Niş, pek çok kulüpte, Fenerbahçe’de görev yaptı, ama Altay’ın bambaşka olduğunu, buradaki sıcaklığı hiçbir yerde bulamadığını her zaman söyler.

Peki Altay’a imza atmadan önce Milli Takım’dan Avrupa Masası Sorumluluğu teklifi aldığınız doğru mu?

Evet, doğru. Spor Akademisini bitirdim, 20 yıl futbol oynadım, kursa gittim. Avrupa’daki Türk futbolcuları izleyecektim. Ancak Altay’dan teklif gelince hiç düşünmeden, tereddütsüz kabul ettim. Şimdi de Ahmet hocayla (Akuygur/Yardımcı), kaleci antrenörü Altay hocayla (Dağdelen), kondüsyonerimiz Doğancan Çiçekverdi’yle, çok uyumlu bir ekip olarak Altay’ın başarısı için mücadele ediyoruz.
Bizler Altay armasını Diyarbakır’dan Ordu’ya, İstanbul’dan Rize’ye her yerde dalgalandırmak için elimizden geleni yapıyoruz. Sizce bunun futbolcular üzerinde etkisi ne düzeyde oluyordur?

Yalnız olmadığını hissetmek çok önemli. Futbolcu bunu bilerek, taraftarının yanında olduğunu hissederek oynadı mı çok daha farklı bir motivasyonla oynuyor. Bu çok büyük bir itici güç.

Son olarak taraftarımıza söylemek istedikleriniz nelerdir?

Çok bilinçli bir taraftarımız var. Özellikle bu sezon başından beri tek bir küfürlü tezahürat duymadım. Üstelik maçın o an ki skoru ne olursa olsun 90 dakika boyunca desteklerini sürdürmeleri bizi daha da hırslandırıyor. Manisaspor maçını kazanmamızı sağlayan en büyük etken taraftarımızın desteğidir. Güngören maçında yenik duruma düşmemize rağmen bize olan inançlarını kaybetmeyip desteklediler, yine Ordu maçı da aynı şekilde. Takımımıza olan desteklerini sürdürsünler, hep bizim yanımızda olsunlar. Altay’ı elele süper lige çıkaracağız.
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: